Dönüp Bakılmayan, Kuytuda Kalan Kareler…Bizler.

Yüzlerce film saklıyoruz dvd’lerde, harddisklerde. İçlerinden belki 5, belki de 10’unu tekrar izliyoruz. Binlerce şarkı vardır bazılarımızın arşivlerinde, niçin saklıyoruz. Hepsini dinliyor muyuz? Ya da bir gün dinleriz diye mi? Ya da the Book of Eli filmindeki gibi bir kıyamet senaryosu üretip, arşivimizin işe yarayacağını mı düşünüyoruz?

Ve yine yüzlerce, bazen de binlerce fotoğraf saklıyoruz bir yerlerde. Dijital makineler çıktığından beri fotoğraf çekmek ve çekilenleri saklamak kolaylaştı. Ama bir yandan da başka şeylere sebep oldu. Merak ediyorum,  kaçımız açıp, o kadar fotoğrafa tekrar bakıp, gülüyoruz, üzülüyoruz? Eski zamanlarınızı hatırlıyoruz? Albümlerimiz vardı önceleri. Filmli, analog makinelerimiz de. 36 pozluk olanı da 24’lük, 12’lik olanları da. Her film bittiğinde geri sarıp, fotoğrafçıya götürüp banyoya verip, kağıda bastıracağımız zamanı beklerdik heyecanla. Hatırlarım, ben en çok 30 Ağustos günlerinde Vatan Caddesinde yapılan geçit töreninde çektiğimiz fotoğrafların çıkması heyecanla beklerdim. Doğum günü karelerini beklemek fazla heyecanlandırmazdı beni. O zamanlar fotoğrafa ilgim de yok gibiydi. Zaten elime alıp fazla kurcalamama da müsaade etmezdi babam, boş yere fotoğraf çekersin, kapağı açarsın, filmleri yakarsın diye. Ne de olsa o anlar sadece bir kere yakalanıyordu. Küçüktüm, babama hak veriyorum. Zaten makinemiz de elle sarmalı modellerden değildi. Ne gerek vardı bas-çek’e. Fotoğrafların banyosundan ve karelerin kağıtlara basılmasından eve gelen bir avuç fotoğraf, hemen albümlere özenle yerleştirilirdi. Arkadaş, tanıdık, komşu, akraba ziyarete geldiğinde biraz muhabbetten, çay pasta kek ikramından sonra albümler ortaya çıkartılır, “şu fotoğrafta şuraya gitmiştik, şu kadar yaşındaydı o zaman bizim oğlan, ilk okula başladığı gün, 5.sınıf balosu, sünnet zamanı kına yakılırken” vs.vs. denirdi. Şimdilerde kaç kişi aynı durumu yaşıyor acaba. Gel bak çektiğim fotoğraflara dendiği zamanlarda insanlar sıkılarak, oflayarak geliyor, bazısı daha sonra bakarız diyerek geçiştiriyor -ki içinden bir dahası olmayacak diyor-. Bir süre sonra da çevresindekilerin bu gösterilerden sıkıldığını düşünerek çektiği fotoğrafları kendine saklıyor. Ama insan bu, paylaşmak, anlatmak, içindekileri dökmek istiyor. Hesaba katılmayan bir şey var tabii. Bencillik. O fotoğraflara baktığında geçecek 20 25 dakika, onun hayatındaki çok büyük bir kayıp gibi olacak. Güya arkadaş işte. “Hayatımda bir önemin olmadığını anla, ben bunu sana direk söyleyemem ama bu şekilde gösterebilirim.”

Yıllar geçer, bir sürü fotoğraf birikir. Birikir, birikir. Siz çekmeye devam edersiniz ve onlar hala birikir. Paçavra gibi bilgisayarın bir köşesinde durur, izlenmeyi bekler umutsuzca. Fotoğrafta eski anlamlar, eski tatlar, eski zamanlar mı? Yok artık öyle bir şey. Çektiğimiz an ve o anlık tatmin bize yeter.

Her şeyde olduğu gibi.

Yorum bırakın

Filed under Kişisel

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s