Otomobillerdeki Sinyaller Hakkında

Türk Milleti olarak otomobil kullanmamızla gurur duyma gibi bir özelliğimiz var. Çocuğu, daha ayakları yere sağlam basmadan, kucağımıza alıp, ona direksiyon tuttururuz. Biraz daha büyür çocuk, yaşı gelir 15’e. “Baba!” ya da “Anne!” der: “Araba kullanmayı öğretsene bana.” Bu durumun annelerin başına gelme olasılığı çok düşüktür genelde.

Ne de olsa toplumumuzda otomobil kullanıp da ehliyeti olanların yaklaşık 5’te 1’ini kadınlar oluşturuyor. Neyse. Alır çocuğu boş bir arsaya gideriz; top sahası da olur, tarla da. Geçeriz sağ koltuğa, “geç” deriz “sen de direksiyon başına.”  Çocuğun aklında da otomobil yarışlarından ya da o tarz oyunlardan gördüğü kadarıyla kaba taslak bilgi durur vaziyettedir. Bir de bu çocuğun direksiyon seti varsa, görün ondaki öz güveni. Tabii bazen oyunlarda oynadığı otomobilleri, yarışları daha önce ve daha çok puanla bitirebilmek için, manuel’den otomatik vitese alma durumu vardır. Araçların nasıl hızlanıp, yavaşladığını tahmin edemezler bu sebeple. 

Her şey hazırdır. Araba stop etmiş halde direksiyondaki kişinin kontağı çevirmesini bekler. Bekler de bekler. Baba sağdan bağırır: “oğlum bassana, oğlum çevirsene, vitesi boşa attın mı, gazı kökleme, bak yine stop ettirdin, senden şoför olmaz, kalk git lan…”

Eheh, çocuğun öz güven şimdi noldu. Kalmadı ortada bir şey diye düşünebilirsiniz. Ama kendinizi düşünün. Bir şeyi başaramayınca hırs yapmaz mısınız? Yapmayanlarınız çıkar ama genelde yaparsınız. Çocuk da yapar. “Görürsün baba” der içinden, “sen öğrenemeyeceğimi zannet, hıh.”

Aradan 3 4 yıl geçer. 18’ini doldurmuştur bu çocuk. Babasına der ki: “Baba beni ehliyet kursuna yazdır, ehliyet alcam.” Baba için de gurur meselesidir bu: “Tabii der.” Arkadaşlarını da söyleyecektir öve öve: “Benim oğlan ehliyet aldı, canavar gibi kullanıyor maşallah.” Ne canavar di mi, trafik canavarı. “Ahmeet, senin oğlandan naber? Daha gız gibi pisklete mi biniyo o?

Ehliyet kursuna yazılmıştır çocuk. Sağdan soldan da duymuştur: “Gerek yok gitmeye ilk yardımla, trafik derslerine. Motor’a gidersin yeter. Sınavdan 2 gün önce çıkmış soruları çöz. Geçersin.” Sokakta arkadaşlarıyla oynamak, bilgisayarda takılmak, evde oturup televizyon izlemek, kahveye gidip tavla oynamak varken niye derse girsin ki bu çocuk.

Değil mi, niye yani? Niye zamanını bu şekilde değerlendirsin, her şeyde sınava odaklanan bir ülkede yaşıyorken?

Sürücü kursları da kayıtlarda derslerin bilmem kaçında devamsızlık yaparsan, sınava giremezsin der. Normal de olması gereken de bu. Ama sınavdan önceki son ders haftası babalar çocuklarıyla beraber gider(yalnız gidenler de olur-anne/babası derse gittiğini zannederken, o kahveye takılıyordur çünkü) Tamam derler yönetimden “biz yoklama listesini düzeltiriz. Ama sınavdan önce kitaptakileri iyice okusun, aklına yerleştirsin.”

Teorik dersleri almadan, pratiğe geçer. Koltuğu ve aynaları ayarla, emniyet kemerini tak, arabayı çalıştır, sinyal ver, vınn. Sınav zamanı gelir. Öyle böyle onu da geçer.Ama gel gelelim trafiğe çıkılan zamana. Aynı anda yapılması gereken o kadar çok hareket vardır ki, sağdan soldan geçen araçlara çarpmamak için direksiyonu elden bırakmaz. Vitesi bile değiştirmek aklına gelmez. Teoride öğrenmediği şeyler için yapılacak bir şey yoktur. Hangi şerit sollama şerididir, onu bilir. Sinyal de vermesi gerektiğinin farkındadır. Lakin bunların hiç birini yapmaz. Orta şeritten makasa girer. Sinyal vermez. Şehir içinde 60 70yapar. E5’i boş görmesin 90’a bile vurdurur ibreyi. Her şey de böyle devam edince, eninde sonunda kaza haberi alırsınız.

————————————————————————————————————————

Peki ben neden yazdım bu kadar yazıyı da başlık Otomobillerdeki Sinyal Hakkında oldu. Bıktım çünkü yolda yürürken sinyal vermeden bir anda sağa sola dönenlerden. Toyota’sı, Honda’sı, Ford’u, Fiat’ı, Renault’u neden o 4 adet işaret lambasını koymuşlar araçlara düşünmediniz di mi. Sizin için o dört lamba sadece asker uğurlarken, gelin alırken, düğün merasiminde kullanılıyor değil mi. Ama öyle değil işte.

Ben nereden bileyim senin sağa mı sola mı döneceğini, düz gideceğini. Sola girecekmiş gibi gelip, aniden sağa dönüyorsun. Karşıdan karşıya geçerken sağa sola bakınca, ben de ilk baş soldan gideceğini düşünüp, karşıya geçmeye hazırlanıyorum. Bir bakıyorum tam gaz benim tarafa dönmeye geliyorsun. Bir de öyle yüzsüzleriniz var ki, utanmadan kornaya basıyor. “Ne işin var, görmüyor musun? oraya döneceğim” dermiş gibi. Bir gün ben ve benim gibiler yüzünden ceza alırsınız, mahkemelerle uğraşırsınız, hatta hayatınızdan olursunuz aklınızda bulunsun. Hatta bazılarınız da otobanda sinyal vermeden sollama yapıyor. Hızlı gidenler var sizin gibi ama kurallara göre oynuyor bu oyunu. Sen sinyal vermeyince, o adam da bilemez senin nereye döneceğini. Yan aynandan bakma alışkanlığınız da yok sizin. Sanki yollar sizin için yapılmış. Aniden sollama yaparken, biri yandan ya da arkadan 100 120 ile vurdup, otomobilinle beraber seni alıp aydınlatma direğine ya da köprü ayağına soktuğunda, içeride sıkışıp ölümle burun buruna gelen sana acımam. Ama senin öküzlüğünden dolayı kaza yapan, yaralanan, malı-canı giden diğer şoföre acırım, onun yakınlarına üzülürüm. Bu ülkenin sürücülerindeki sinyal sorunu nasıl çözülür, onu bilmiyorum. Üzülmeye devam ediyorum. Bu gidişle, bir çözüm bulumadıkça da üzülmeye devam edeceğim.

Yorum bırakın

Filed under Eğitim, Kişisel

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s