Bir Saat, Bir Saat On Beş Dakika, Bir Saat…

19/07/2011 tarihli şu yazımda belirttiğim iş görüşmemin ikinci aşamasını gerçekleştirdim bir kaç saat önce.

Dün insan kaynakları beni arayarak:

-Merhaba Oğuzcan Bey, ben x’den Z., ilk görüşmemizin olumlu olmasından dolayı ikinci bir görüşme için arıyorum. Yarın 11.30’da müsait misiniz?

-Evet.

-Çok güzel. O halde 2. görüşmemiz için sizi Bakırköy şubemize bekliyoruz. P. ile İngilizce yapacağınız görüşme 11.30’da başlayacak. Gerekli bilgileri mailinize şu an yolluyorum. İyi günler.

-Teşekkür ederim, iyi günler. (sabahtan beri her şeyin ters gitmesinin üzerine iyi bir haber. Fulya’nın ilk gün yükseklisans kaydını halledemeyip, Bodrum’a gidemeyişi, otobüs ve metrobüsteki odunlarlar uğraşma, geçmiş ile ilgili açılan hesaplar, sinir bozucu bir telefon görüşmesi…)

Erken uyanıp klasik iş görüşmesine gitme hazırlıklarımı yaptım: duş, kahvaltı, sakal tıraşı, gömlek ve kravat seçimi. Evden çıktıktan 40 dakika sonra görüşme yapacağım yere geldim. İçeri girdim:

-Hoş geldiniz, buyrun.

-Görüşme için gelmiştim.

-Randevunuz var mı? İngilizce dersi için mi?

-Ever var. Öğretmenlik için gelmiştim ben. P ile görüşmem var.

-P. şu an burada değil. Biraz beklerseniz gelir.

(aradan 15 dakika geçer.)

-Ben şimdi P.’ye telefon ediyorum…Hello, I am bla bla bla. You have an appointment today at eleven thirty with Oğuzcan. He’s here to see you. Where are you now?…oh. ok…ok ok. see you. bye…Oğuzcan Bey öğretmenimiz bir saat sonra gelecekmiş. İnsan kaynaklarından görüşmenin saatlerini belirten bir mesaj almamış P. Bir saat sonra görüşmeye gelebilirsiniz. Kusura bakmayın.

-Önemli değil. Görüşürüz.

Aslında önemliydi, beklemeyi özellikle de uzun süre beklemeyi hiç sevmem, dolayısıyla sinirlendim. Öyle böyle kitapçılarda bir saatimi geçirdim. Görüşme için geri döndüğümde:

-P hala gelmedi, bekliyoruz. Bir şey ikram edelim mi?

-Ah yok. Teşekkür ederim.

Saat 12.45. Hala gelen yok.

13.00.

13.15. Kapı açılır. Evet bu olmalı! Sonunda!

P. bilgisayar başına geçip, bir kaç çıktı aldı ve saat 12.30’da görüşmesi olan E.’yi benden önce çağırdı. Haliyle bu beni biraz daha gerdi. NEDEN?! Neyse, E.’yi gönderdikten sonra beni aldı, üst kata çıktık. Konuşmaya başladık. Gerginliğimden eser kalmadı, sohbet tadında olmasının da etkisi vardı kesinlikle. Sonucunda görüşme gayet iyi gitti.

-How did you learn English?, Who is your favorite English teacher and what makes her so? Tell me a teacher who you think as a bad teacher and why? What can you teach the best: grammar, skills, vocabulary etc?…

Sonunda tekrar anladım ki, yabancı insanlarla iletişim kurmayı, onlarla yabancı diller aracılığıyla konuşmayı/anlaşmayı pek seviyorum.

That’s all folks, for today.

Yorum bırakın

Filed under Kişisel

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s